| ||||
| Nası Yani? | İstanbul | Lale Savaşçıları | E Sonra? | (English) |
(Emre Erdur, 15 Mart 2005)
İstanbul efsaneleri sırasında yapılan masraflardan en can alıcı olanı (yediğimiz onca kebabın ve künefenin dışında) poster yapımı için aldırdığım akrilik boyalardı. O zamana kadar sulu boya ve geleneksel teknikler dışında, modern illüstrasyon teknikleri konusunda bir fikrim ve eğitimim yoktu. Gerçi sürekli tasarım ve illüstrasyon kitaplarından bir şeyler öğrenip yeteneğimi kendi imkanlarında ilerletebilceğim kadar ilerletiyordum. Yapılması gereken bir poster vardı iyi yada kötü yapılması gerekiyordu. Bende olabilecek en iyi sonucun olmasını istedim.
Özgür kesin bir dille yeni çizilecek posterin; amiga versiyonunun kapağındaki gibi olması gerektiğini belirtti, ben yeni ve farklı bir şeyler yapmak istiyordum ama tasarımcının istediği yapmak benim görevimdi, genellikle bu tartışmaların sonucunda ağızlarından çıkan son kelime “çizceen...!” olurdu. Arada birde “ne duruyorsun çizsene..!” diye dadanırlardı.
Aslında ilk başlarda resmin dijital olarak çizilmesi gündeme geldi, fakat benim o zamanki bilgisayar hakimiyetim buna el vermiyordu, aslına denemeyi istiyordum nasıl olsa programları işer sırasında öyle veya böyle öğrenmiştim, yanımda işin uzmanları olmasına rağmen mouse kullarak bir illüstrasyon yapmak çok uzun ve zor geliyordu , aslında o dönem stüdyoya wacom tablet gelmişti ama her nasılsa bir türlü çalıştırmadık. Uzman arkadaş "bu uyumsuz" dedi. Sonradan klasik tarzda olması gerektiğine hep birlikde karar verdik.
Bende bunun doğru malzemelerle olması gerektiği düşündüm, gerçi akrilik boyanın bu kadar pahalı olabileceği kimsenin aklına gelmemişti. İst programcılarını ve Raks Newmedia muhasebesini kolonyolarla sakinleştirmek zorunda kaldığımız saymazsak gayet iyi karşıladılar.
Özellikle örtücü boylar (akrilik, guaş, yağlı boya..) önce resmin genel zemin tonları atılırdı bende öyle yaptım, tabii akrilik boyanın normal boyalardan daha hızlı kuruduğunu bilmiyordum, neyseki kağıtı deforme etmeden hataların üzeri tekrar boyanarak rahatlıkla rötüşlenebiliyordu, böylece deneye yanıla posteri bitirdim. Sonuç; o şartalarda hepimiz için tatmin ediciydi.
Posterin zarar görmemsi için kraft kartonundan bir zarf yapmıştım ve bükülmeden ve katlanılmadan kullanılması içinde talimat yazmıştım, kutu ve poster baskısı için matbaacıyı bekliyorduk, ben yokken arkadaş gelmiş, posteri güzelcene zarfından çıkarmış, kıvırıp koltuğunun altına sokup götürmüş. O yaşlarda bir şeyler yapmaya ve profosyonel olmaya çalışan gençler için güzel örneklerdi bunlar, sonradan herşey bitince posterin orjinalini geri istedim, kimseden bir yanıt gelmedi, bir kaç kere daha aradık konuştuk yollarız dediler. Herhalde tozlu raflarda yada dolaplarda üstünde ayak izi olarak duruyordur, tahminimiz ise yırtılıp yanmış olduğuna dair. Özellike posterin liğme liğme olduğuna dair bazılarımızın inancı oldukça yüksek.
| StillPsycho |